Bilgisayar sürümü uzun yıllar beklendikten sonra nihayet geldiğinde, bir nostalji patlaması ve aynı zamanda teknik bir denge arayışıyla karşılaştık. Bugünden bakınca, hem oyunun zamanına göre çılgınca fikirlerini hem de zamanın eskitemediği eğlencesini yeniden tartmak gerekiyor. Peki Dead Rising, yıllar sonra bilgisayara taşındığında bizlere ne sundu?
Dead Rising’i özel kılan şey, konusunun klasik olmasına rağmen sunumunun benzersizliğiydi. Bir gazeteci olan Frank West’in “hikâyenin peşinden koşmak” adına zombilerle dolu bir alışveriş merkezine dalması, ilk bakışta belki B-film havası verebilir. Ama bu tam da oyunun hedeflediği şeydi. Oyunun tonu, ciddiyetle absürdlük arasında gidip geliyor. Bazen dramatik bir NPC hikâyesine rastlıyorsunuz, birkaç dakika sonra ise bir tırpanla palyaço zombileri biçiyorsunuz. Dead Rising’in alametifarikası tam da bu: Ciddiye alınmak istememesi ama aynı zamanda kendini asla ucuz hissettirmemesi.
Alışveriş merkezi fikri başta sınırlı gibi görünse de, Capcom bunu zekice bir avantaja çevirmiş. Mağazaların çeşitliliği sayesinde envai çeşit eşya, silah olarak kullanılabiliyor. Golf sopaları, teneke kutular, oyuncak ayılar, kaykaylar, plastik kılıçlar, hatta domates bile bir zombiyi alt etmek için kullanılabiliyor. Bu da oyuncuya sürekli bir keşif hissi veriyor. “Acaba şu dükkânda ne var?”, “Şunu zombi kafasına geçirirsem ne olur?” gibi sorular sizi sürekli hareket halinde tutuyor.
Oyun süresi olarak Dead Rising kısa değil ama geleneksel anlamda da uzun sayılmaz. 72 oyun saati (yaklaşık 6 gerçek saat) içinde görevleri tamamlamanız gerekiyor ve bu süre dolduğunda oyun biter. Oyun içindeki zamanın akışı, oyuncuya sürekli bir baskı hissi yaratıyor. Hangi göreve öncelik vereceğiniz, kime yardım edeceğiniz, hangi silahı taşıyacağınız hep bu kısıtlı sürede karar verilmesi gereken şeyler. Bu da oyunu tekrar tekrar oynamaya açık hale getiriyor çünkü bir oyunda her şeyi başarmanız mümkün değil. Dead Rising’in temel döngüsü, deneme-yanılma üzerine kurulu ama bu sizi yıldırmıyor, aksine daha stratejik olmaya itiyor.
Bilgisayar sürümüne geldiğimizde, işler biraz karmaşıklaşıyor. Oyun, Xbox 360’tan neredeyse doğrudan taşındığı için menüler, arayüz, kontroller gibi birçok şey doğrudan gamepad düşünülerek tasarlanmış. Fare ile nişan alma eklense de, menü geçişleri ve envanter sistemi hala “konsolvari”. Oyunun 30 FPS’e kilitlenmemesi, çözünürlük ayarlarının genişletilmesi gibi birkaç teknik iyileştirme var ama bunlar da modern bir bilgisayar portundan beklenen seviyede değil. Hala bazı NPC’lerin kaybolması, görevlerin tetiklenmemesi gibi buglar yaşanabiliyor. Buna rağmen, doğru şekilde yamanmış ya da modlarla desteklenmiş bir sürüm, oynanabilirlik açısından oldukça tatmin edici.
Dead Rising’in atmosferi, grafiksel olarak artık çağ dışı kalsa da, tarzıyla etkileyici. Işık kullanımı, mağazalardaki neonlar, zombilerin kalabalıklaştığı alanlarda hissettiğiniz baskı – tümü hâlâ işlevsel. Ses tasarımı ise dönemin sınırları içinde başarılı. Zombi inlemeleri, silahların çıkardığı sesler, ortam müzikleri oyuncuyu içeride tutuyor. Özellikle bazı boss dövüşlerinde çalan lisanslı müzikler, gerilimi ve kaosu artırıyor. Fakat burada bir parantez açmak gerek: Oyunun bossları (psychopath’lar) hem unutulmaz hem de bazen sinir bozucu. Çünkü bazıları oldukça zorlayıcı olabiliyor ve oyunun save sistemi modern standartlara göre affetmiyor. Yanlış bir anda kaydettiyseniz, geri dönüş zor olabilir.
Frank West karakteri, oyunun kültleşmiş bir parçası haline geldi. Onun fotoğraf çekme sistemi, sadece bir görev değil aynı zamanda oyunun eğlenceli bir mini oyununa dönüşüyor. Zombilerle komik pozlar yakalamak, aksiyon anlarını belgelemek veya NPC’leri takip etmek gibi birçok yaratıcı kullanım var. Oyunun sonunda çektiğiniz fotoğraflar adeta bir macera albümüne dönüşüyor ve bu da Dead Rising’in farklı olma çabasını pekiştiriyor.
Dead Rising’in anlatımı geleneksel sinematiklerden çok, oyuncunun eylemlerine bağlı olarak şekillenen kısa sahnelerden oluşuyor. Hikâyenin anlatımında bazı boşluklar veya kopukluklar hissedilebiliyor ama bu da oyunun doğası gereği kabul edilebilir oluyor. Sonuçta burada ciddi bir “kıyamet anlatısı”ndan çok, kıyamet kaosunda hayatta kalmaya çalışan bir gazetecinin gözünden aktarılan bir çılgınlık hikâyesi var.
Zombilerin çeşitliliği sınırlı ama sayıları çok fazla. Dead Rising, teknik olarak Xbox 360 döneminin en kalabalık zombi ordularını bir araya getiren oyunuydu. Bugün bile bir alışveriş merkezinin koridorlarında yüzlerce zombiyi görmek etkileyici. Onları biçmenin verdiği his, her zaman aynı tatmini vermese de, silah çeşitliliği ve çevre etkileşimi bu monotonluğu bir nebze engelliyor. Özellikle araç kullanarak zombileri ezmek, kaotik ama eğlenceli anlara sahne oluyor.
Bilgisayar sürümündeki kontrol sisteminin modern oyunculara ters gelebilecek yönleri var. Menü kullanımı zor, hedef alma sistemine alışmak zaman alıyor, kayıt sistemi ise çoğu zaman sabrınızı test ediyor. Ancak bu oyunu orijinal haliyle oynamak isteyen, nostaljiyi tatmak isteyen veya ilk kez deneyimleyecek olanlar için hâlâ kendine has bir lezzeti var.
Dead Rising, hikâyeden çok deneyim sunan bir oyun. Frank West ile alışveriş merkezinin farklı köşelerinde yaşanan tuhaflıklar, kurtardığınız (veya kurtaramadığınız) insanlar, kaçırılan görevler, zaman baskısı, kaotik çatışmalar, boss savaşları ve bolca zombi – hepsi bir araya gelince sizi içine çeken, zaman zaman zorlayan ama sonunda memnun eden bir zombi fantezisi yaratıyor. Oyunun modern standartlara göre eskinmiş yapısı bazı oyuncuları rahatsız edebilir ama sabırlı olanlar için halen keşfedilecek çok şey var.





