Oyunun temel oynanışı, sonsuz koşu (endless runner) mantığı üzerine kurulu. Ancak burada amaç, puan toplamak ya da engelleri aşmak değil, hayatta kalmak. Silahlarınızla, reflekslerinizle ve bazen sadece şansınızla bir sonraki kontrol noktasına ulaşmaya çalışıyorsunuz. Arka planda akan hikâye ve yan görevlerle ise bu aksiyon destekleniyor ve oyun sadece “koş-zıpla-öl” döngüsünden daha fazlası haline geliyor.
Ana karakterimiz James, zombi kıyametinin ortasında ailesine ulaşmaya çalışan bir baba. Radyo konuşmaları, flashback’ler ve sinematik geçişlerle desteklenen bu hikâye, mobilde nadir rastlanan bir anlatı derinliği sunuyor. Üstelik bu hikâyeye farklı senaryo yolları ve sona ulaşan birkaç alternatifle eşlik etmek de mümkün.
Kontroller son derece sezgisel: ekranın sağ ve soluna dokunarak karakterimizi yönlendiriyor, ekranın sağ üst köşesine dokunarak ateş ediyoruz. Koşu esnasında otomatik ilerleyen karakterimiz, yoluna çıkan zombilere çarpmamak için çevik davranmalı, aynı zamanda etraftaki mühimmatları ve silah yükseltmelerini de toplamaya çalışmalı. Bu anlamda oyun, mobilin basit kontrollerine rağmen sürekli tetikte olmanızı gerektiriyor.
Oyunun en güçlü taraflarından biri şüphesiz atmosferi. Sabah sisinde yıkık dökük bir kasabadan geçmek, karanlık bir ormanın içinden puslu bir yolda ilerlemek ya da yanmış bir askeri bölgeden koşmak gibi birbirinden farklı haritalar, oyuncuya hem görsel hem psikolojik bir baskı kuruyor. Tüm bunlara bir de çatlamış radyo sesleri, hayalet gibi yankılanan ses efektleri ve zaman zaman yükselen müzikler eklenince, oyunun dünyası sizi içine çekiyor.
Silah sistemi, oyunun ilerledikçe açılan ve geliştirilebilen en önemli bileşenlerinden biri. Tabancalar, pompalı tüfekler, makineli tüfekler ve hatta ok-yay gibi farklı seçenekler mevcut. Her silahın menzili, şarjör kapasitesi ve hasar oranı farklı. Bazı görevlerde daha hızlı ateş eden bir silah işe yararken, bazı bölümlerde tek atışta çok zombi indiren ağır silahlar ön plana çıkıyor. Ayrıca oyunun ilerleyen kısımlarında yanınıza köpek alabiliyor, size saldıran zombileri onun yardımıyla savuşturabiliyorsunuz. Bu da oynanışa bambaşka bir dinamik katıyor.
Into the Dead 2’de sadece ana senaryo görevleri yok. Günlük görevler, özel etkinlikler ve hikâyeden bağımsız zombi avı modları da bulunuyor. Özellikle lisanslı içerikler (örneğin Night of the Living Dead ya da Ghostbusters gibi film temaları) zaman zaman açılıyor ve bu etkinlikler oyuna taze bir soluk katıyor. Üstelik bu etkinliklerde farklı haritalar, özel diyaloglar ve eşsiz silahlar da yer alıyor. Yani oyunun ömrü, sadece ana senaryoyla sınırlı değil.
Ancak her güzel şeyin bir bedeli var. Oyunun en çok eleştirilen noktası, “freemium” modeli. Oyunu ücretsiz indiriyorsunuz ama bir noktadan sonra ilerleyebilmek için ya ciddi bir şekilde “grind” yapmanız ya da ödeme yapmanız gerekiyor. Silah geliştirmeleri, mühimmat kısıtlamaları ve enerji sistemleri zaman zaman oyuncuyu yavaşlatıyor. Reklam izleyerek ya da ödeme yaparak bu kısıtlamaların önüne geçilebiliyor fakat bu durum özellikle sabırsız oyuncular için can sıkıcı olabilir. Bu açıdan oyun, adeta iki farklı deneyim sunuyor: sabırlı bir şekilde ilerlemeyi seçerseniz, içerik açısından zengin bir tecrübe elde ediyorsunuz; fakat hızlı bir ilerleme istiyorsanız, cüzdanınızı biraz açmanız gerekebilir.
Görsel anlamda Into the Dead 2, mobildeki çoğu oyunun önüne geçiyor. Karakter modellemeleri, zombi çeşitliliği, patlama efektleri ve çevresel detaylar oldukça başarılı. Özellikle düşük kaliteli cihazlarda bile akıcı çalışması, teknik açıdan optimize edilmiş bir oyunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Ancak bazı haritalarda tekrara düşen görsel unsurlar göze çarpabiliyor. Aynı çitler, aynı ev kalıntıları, benzer ağaç dizilimleri… Uzun süre oynayanlar için bu durum bir süre sonra fark edilir hale geliyor.
Ses tasarımı ise grafiklerle yarışır derecede güçlü. Özellikle kulaklıkla oynandığında, zombi çığlıklarının nereden geldiğini duyabiliyor, yaklaşan tehlikeyi hissedebiliyorsunuz. Silah sesleri tok ve tatmin edici. Arka planda yer yer yükselen melankolik müzikler de hem dramatik hem de tehditkâr atmosferi destekliyor.
Oyunun kontrolleri zamanla alışkanlık yapıyor olsa da, bazı oyuncular için sınırlı hareket özgürlüğü problem olabilir. Koşu esnasında sola ve sağa manevra dışında müdahale edebileceğiniz alanlar kısıtlı. Özellikle dar alanlara sıkıştığınızda kaçış neredeyse imkânsız hale geliyor. Bunun bilinçli olarak yapılmış bir zorluk tasarımı mı yoksa tasarımsal bir eksiklik mi olduğu tartışılabilir.
Tekrar oynanabilirlik açısından oyun oldukça cömert. Ana senaryoyu tamamladıktan sonra açılan zorluk modları, özel bölümler ve etkinliklerle oyuna dönmek için birçok nedeniniz oluyor. Ayrıca her silahın maksimum seviyeye getirilmesi, görev puanlamalarının arttırılması ve tüm köpeklerin kilidinin açılması gibi yan hedefler, oyunun ömrünü uzatıyor.
Bir mobil oyunda beklentiniz sadece birkaç dakikalık aksiyon veya boş zaman doldurma aracıysa, Into the Dead 2 bu beklentiyi kat kat aşan bir deneyim sunuyor. Ama bir yandan da, tam potansiyeline ulaşmak istiyorsanız ya ciddi bir zaman yatırımı yapmanız ya da bazı mikro ödemeleri göz önüne almanız gerekiyor. İşte bu noktada oyun, herkese hitap etmeyebilir.





