Anasayfa » MIRROR’S EDGE: CATALYST [PC]

MIRROR’S EDGE: CATALYST [PC]

2008 yılında çıkan Mirror’s Edge, kendi küçük hayran kitlesiyle büyük bir iz bıraktı. Fakat beklenilen devam oyunu bir türlü gelmedi.

Ta ki 2016’da, DICE tarafından geliştirilen ve Electronic Arts’ın yayınladığı Mirror’s Edge: Catalyst çıkana dek. Ancak bu yeni oyun, bir devam değil; sıfırdan anlatılan bir yeniden başlama. Bir “reboot.” Ve bu karar, oyunun hem gücü hem de zayıflığı oluyor.

Catalyst, ilk oyunun sunduğu minimalist şehir ve hızlı, odaklı anlatım yerine, daha büyük bir dünya, daha detaylı bir hikâye ve açık dünya yaklaşımı sunmayı hedefliyor. Ancak her zaman daha fazlası daha iyi anlamına gelmiyor. Catalyst, bazen bu dengenin içinde tökezliyor ama bazı anlarda da ilk oyunun şiirselliğini yakalamayı başarıyor.

Faith Connors, bu kez daha genç, daha asi ve daha dramatik bir karakter olarak karşımızda. Distopik şehir Glass’ın içinde geçen hikâyemiz, Faith’in bir suç örgütü tarafından yönlendirilen otoriter sistemle mücadelesini konu alıyor. Bu kez arka planda Noah adında bir akıl hocası, Icarus gibi diğer koşucular ve devasa KrugerSec şirketi var. Hikâye daha uzun, daha katmanlı ve daha sinematik anlatılmış. Ancak ne yazık ki, anlatım dili çoğu zaman klişelere saplanıyor. Faith’in geçmişine dair sunulan bilgiler, dramatik olmaya çalışsa da çoğu zaman yüzeysel kalıyor.

Açık dünya tasarımı ilk başta heyecan verici. Şehrin her köşesine ulaşabiliyor, görevler arasında serbestçe dolaşabiliyorsun. Ama kısa sürede bu özgürlüğün aslında ne kadar sınırlı olduğunu fark ediyorsun. Aynı çatılardan tekrar tekrar geçiyor, belirli rotalara mecbur kalıyorsun. İlk oyunun doğrusal yapısı, buradaki yapay serbestlikten daha güçlüydü.

Koşmak hâlâ güzel. Kontroller yine pürüzsüz. Duvarlara tırmanmak, zıplamak, kaymak, iplerle binalar arasında süzülmek… tüm bu hareketler iyi hissettiriyor. Ancak parkur yapısı daha az yaratıcı olmuş. Oyunun “başka yolları keşfetme” vaadi, nadiren yerine geliyor. Bunun yerine kırmızı işaretli parkur hattına bağlı kalmaya zorlanıyorsun.

Yeni gelen RPG-vari beceri geliştirme sistemi ise kafa karıştırıcı. Faith gibi bir koşucunun en başta temel yeteneklerden yoksun olması, gerçekçiliği azaltıyor. “Çift zıplama” ya da “darbeleri emme” gibi temel hareketlerin yetenek ağacında kilitli olması, özgürlük hissini törpülüyor.

Görsel açıdan Catalyst muhteşem. Frostbite motorunun gücünü arkasına alan oyun, şehri adeta bir tablo gibi boyuyor. Cam yüzeylerin parıltısı, gökyüzüne uzanan kuleler, yansıyan güneş ışığı… şehrin her köşesi stil sahibi. Ancak bu görsel stil bazen oynanışı zorluyor. Gölgelendirme ve efekt yoğunluğu yüzünden yolları görmek zorlaşabiliyor.

Müzikler ise yine Mikael Karlsson’un elinden çıkma. Ambient tınılar, tempolu elektronik parçalarla birleşiyor. Özellikle yüksek tempolu kaçış sahnelerinde müzikler gerçek anlamda sürükleyici. “Glass” adlı parça, şehrin ruhunu tek başına yansıtacak kadar güçlü. Seslendirmeler ise vasat. Faith’in sesi yeterli ama diğer karakterler yüzeysel kalıyor.

Yan görevler, zaman yarışları ve koleksiyon objeleriyle dolu bir açık dünya sunuluyor. Ancak görev yapısı oldukça tekrarlı. “Şu paketi oraya götür,” “bu noktaya şu sürede ulaş,” gibi görevler, kısa sürede monotonlaşıyor. Zaten küçük olan şehir, bu görevlerle birlikte hızla tükeniyor.

Düşmanlarla çatışma sistemi ise tamamen değişmiş. Artık silah yok. Faith yalnızca dövüş teknikleriyle mücadele ediyor. Bu da oynanışı özgünleştiriyor. Ancak dövüş animasyonları sınırlı, düşman çeşitliliği düşük ve yapay zekâ zayıf. Savaşlar çoğu zaman sıkıcı, hatta gereksiz.

Yine de Mirror’s Edge: Catalyst, bazı anlarda inanılmaz parlıyor. Şehri yukarıdan izlerken aldığın nefes, bir çatının köşesinden sıçrayıp öbür uca indiğinde hissettiğin adrenalin, hiçbir oyunda olmayan bir his bırakıyor sende. Ve belki de bu yeterlidir. Tüm eksiklerine rağmen, Catalyst bazen seni ilk oyundaki o “özgürlük sarhoşluğuna” geri döndürüyor.

Mirror’s Edge: Catalyst, çok şey vadeden ama her zaman bu vaatleri yerine getiremeyen bir deneyim. İlk oyunun minimalizmini ve özgünlüğünü alıp genişletmek istemiş ama bu genişleme bazı yerlerde kontrol kaybıyla sonuçlanmış. Yine de şunu söylemek gerekir: Catalyst kötü bir oyun değil. Sadece ne olduğu konusunda kararsız bir oyun. Bir yandan sana “özgürsün” diyor, öte yandan seni yönlendirme çizgilerine mahkûm ediyor. Yine de koşmak hâlâ güzel. Faith hâlâ kendine has. Ve o şehir… hâlâ etkileyici.

Summary
Kısa süreli ama yoğun deneyimler arayanlar için değil belki ama seriye sadık kalanlar ve parkur hissini sevenler için kaçırılmayacak bir oyun. Tüm kusurlarına rağmen zaman zaman seni yakalıyor, avucunun içine alıyor ve “bir kez daha koş” diyor.
Good
  • Muhteşem görsel tasarım,
  • Yüksek tempolu, pürüzsüz parkur hissi,
  • Faith’in dövüşlerde silah kullanmaması,
  • Açık dünya dolaşımı etkileyici,
  • Şehri yukarıdan izlemek etkileyici,
Bad
  • Hikâye zayıf ve klişelere dayalı,
  • Görev yapısı çok tekrarlı,
  • Parkur rotaları fazla yönlendirilmiş,
  • Düşman yapay zekâsı kötü,
  • Serbestlik hissi sınırlı,
  • İlk oyunun sade zarafeti kaybolmuş,
7.8
SAĞLAM
GRAFİK - 9
SES/MÜZİK - 8
HİKAYE - 7
ATMOSFER - 8
TEKRAR OYNANABİLİRLİK - 7

Leave a Reply

Lost Password

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.