1990 yılında başlayan bu absürt korsan macerası, önceki oyunlarda oyuncuları kahkahalara boğarken aynı zamanda sıra dışı bir hikâye anlatımı sunmuştu. Guybrush Threepwood’un LeChuck ile bitmeyen çatışması, Monkey Island’ın sözümona “büyük sırrı” ve serinin karakteristik zekâsı, dönemin point & click türünü tanımlayan unsurlar haline gelmişti. Return to Monkey Island ise yalnızca bir geri dönüş değil, aynı zamanda geçmişle hesaplaşma, çocukluk hayalleriyle vedalaşma ve nostaljiyi modern oyun anlayışıyla harmanlama çabası. Üstelik bu oyun, serinin orijinal yaratıcıları Ron Gilbert ve Dave Grossman tarafından geliştirildiği için, köklere dönülen ama güncellenmiş bir deneyim olarak dikkat çekiyor.
Oyuna ilk girildiğinde, anlatı yapısındaki büyük yenilik hemen hissediliyor. Guybrush’ın bu kez hikâyesini oğluna anlatıyor oluşu, sıradan bir anlatıcı karakteri yerine geçmişle hesaplaşan, yaşlanmış ve hatta bazen pişmanlıkları olan bir adamın gözünden bakmamızı sağlıyor. Bu çerçeve anlatı, oyuncunun oyun boyunca yaşadığı her olayı aslında bir çocuk hikâyesi gibi yorumlamasına yol açıyor. Yani bir yandan eğlenceli, komik ve uçuk; ama diğer yandan duygusal, kişisel ve olgun bir anlatım var. Bu yönüyle Return to Monkey Island, nostaljiyi sadece bir süsleme aracı olarak değil, anlatının ta kendisi olarak kullanıyor. Özellikle oyunun sonu, bu duygusal yapının doruk noktası. Yıllardır “Monkey Island’ın sırrı ne?” diye bekleyen oyunculara net bir cevap verilmiyor, ama oyunun cevapsızlıkla değil, karakterin iç yolculuğuyla sona ermesi aslında çok daha güçlü bir kapanış sunuyor.
Oyunun geliştirme sürecinde, Terrible Toybox stüdyosu başrolde. Ron Gilbert ve Dave Grossman’ın liderliğinde, görsel tasarımı ise Knights & Bikes oyunundan tanınan Rex Crowle üstleniyor. Grafik tarzı, önceki oyunlardan oldukça farklı. Pixel-art yerine stilize, kesme karton hissi veren bir görsellik tercih edilmiş. Bu bazı klasik hayranları ilk bakışta şaşırtabilir ama aslında bu tarz, anlatının “çocuk gözünden anlatılan hikâye” konseptiyle birebir örtüşüyor. Aynı şekilde, seslendirme kadrosunun geri dönüşü –özellikle Guybrush’a sesiyle hayat veren Dominic Armato’nun performansı– nostalji duygusunu perçinliyor. Oyunun müzikleri de yine orijinal besteciler Michael Land, Peter McConnell ve Clint Bajakian tarafından hazırlanmış. Melodiler tanıdık, yer yer dokunaklı, yer yer neşeli, her zaman atmosferi taşıyan bir nitelikte.
Return to Monkey Island’ın en başarılı olduğu noktalardan biri mizah. Bu oyun, gerçekten komik. Ama aptalca değil; zeki, ince düşünülmüş ve karakterler üzerinden akan bir mizah anlayışı var. Espriler sadece komik değil, aynı zamanda karakter gelişimini ve anlatıyı da taşıyor. Guybrush hâlâ saf ama cesur, LeChuck hâlâ öfkeli ama bu kez biraz daha “yorulmuş”. Elaine ile olan ilişkisi ise bu oyunda artık romantik kaos yerine olgunlaşmış bir bağlılık olarak resmedilmiş. Bu durum karakterlerin de oyuncularla birlikte yaşlandığını, büyüdüğünü gösteriyor.
Oynanış tarafında, klasik point & click mantığı korunmuş. Bulmacalar zekice tasarlanmış ve çoğu zaman mantıklı. Yine de nostaljik LucasArts tarzında bazı tuhaflıklar yer yer hissediliyor. Oyuncular için iki mod mevcut: Casual (daha basit) ve Hard (daha karmaşık). Ayrıca oyun içi “Hint Book” sistemiyle oyuncular istedikleri zaman ipucu alabiliyorlar. Bu sistem oyunun akışını bozmadan yardım sunuyor ve takılma anlarını eğlenceli hale getiriyor. Harita sistemi sayesinde bir adadan diğerine gitmek oldukça hızlı. Arayüz sadeleştirilmiş, envanter sistemi anlaşılır. Kullan-araştır-etkileş tarzındaki eski sistem yerine daha modern ve akıcı bir kontrol düzeni benimsenmiş.
Ancak oyunun en zayıf noktalarından biri tekrar oynanabilirlik. Hikâyenin büyük kısmı lineer ilerlediği için bir kez bitirdikten sonra yeniden başlama arzusu çok yüksek değil. Alternatif sonlar ya da dallanıp budaklanan yapılar bulunmuyor. Hardcore mod bazı bulmacaları değiştiriyor olsa da, oyunun büyük kısmı aynı akışta ilerliyor. Bununla birlikte, bir kez bitirmek bile pek çok oyuncu için duygusal ve tatmin edici bir deneyim olacak. Zaten Return to Monkey Island, defalarca oynanacak bir yapıdan ziyade, unutulmaz tek bir yolculuk olarak tasarlanmış.
Temposuna gelirsek, oyun genellikle dengeli ilerliyor. Ancak bazı orta bölümlerde tempo bir miktar düşüyor. Bu düşüş, hikâyenin gidişatını bozmasa da aksiyon bekleyen oyuncular için hafif bir durgunluk yaratabilir. Fakat bu yavaşlık bile anlatının derinleşmesi için bir fırsat olarak kullanılmış. Diğer yandan bazı görevlerin tekrar eden yapısı (birden fazla karakterden aynı bilgi veya nesneyi istemek gibi) oyunun dinamizmini zaman zaman sekteye uğratabiliyor. Ancak bu eksiklikler mizah, atmosfer ve duygusal anlatım sayesinde göze batmıyor.
Return to Monkey Island’ın en etkileyici yönlerinden biri, tüm bu eski unsurları bugüne nasıl başarıyla taşıdığı. Bu oyun ne tamamen nostaljiye yaslanıyor ne de kendini günümüz trendlerine feda ediyor. Aksine, geçmişle bugünü birleştiren, mizah ile duyguyu dengeleyen, karmaşık olmadan derin olmayı başaran bir yapı sunuyor. Çocukluğumuzun o deli korsanı Guybrush artık bize masallar anlatan bir babaya dönüşmüş olabilir. Ama anlattığı masal hâlâ kahkaha attırıyor, düşündürüyor ve sonunda biraz da içimizi burkuyor.




