Anasayfa » BEYOND: TWO SOULS [PC]

BEYOND: TWO SOULS [PC]

Quantic Dream’in 2013 yılında piyasaya sürdüğü Beyond: Two Souls, bir oyundan çok bir deneyim olma iddiasıyla karşımıza çıkan yapımlardan biri.

David Cage’in başında olduğu ekip, tıpkı önceki oyunları Fahrenheit ve Heavy Rain’de olduğu gibi, oyuncunun kararlarına ve duygusal bağ kurmasına odaklı sinematik bir anlatı sunmayı hedefledi. Bu oyun, oyun dünyasında bir sinema filmi izliyormuş gibi hissetmeyi seven oyuncular için adeta bir nimet. Fakat herkes için aynı duyguyu yaşatacağı söylenemez. Çünkü Beyond: Two Souls, duygulara ve karakter bağlarına yaslanan yapısıyla oyuncunun beklentilerine göre ya çok anlamlı ya da fazlasıyla yavaş gelebilecek bir deneyim sunuyor.

Oyunun merkezinde Jodie Holmes isimli bir karakter var. Jodie’nin çocukluğundan yetişkinliğine kadar uzanan hikâyesini parça parça deneyimliyoruz. Oyun, kronolojik bir sıraya bağlı kalmadan, Jodie’nin hayatındaki farklı dönemlere rastgele geçişler yaparak anlatısını kuruyor. Bu tercih, başta kafa karıştırıcı olsa da zamanla anlam kazanıyor. Jodie’nin yaşadığı olaylar arasındaki duygusal geçişleri bu yapısal tercih sayesinde daha derinden hissetmek mümkün. Oyunun en dikkat çekici yönlerinden biri, Jodie’ye bağlı doğaüstü bir varlık olan Aiden’ın varlığı. Aiden, görünmez ama güçlü bir varlık ve oyun boyunca bazen kurtarıcı, bazen baş belası oluyor. Bu iki karakterin bağı, oyun boyunca en çok hissedilen ve en çok sorgulanan ilişkilerden biri hâline geliyor.

Oyunun anlatı dilini benzersiz kılan şeylerden biri, oyuncuya yaptığı duygusal yatırım çağrısı. Beyond: Two Souls, aksiyondan çok, seçimlerin duygusal sonuçlarına odaklanıyor. Evet, oyun boyunca bazı aksiyon sahneleri var. Örneğin askerî görevler, kaçış sekansları, araba kovalamacaları gibi anlar bolca mevcut. Ancak bu anların hiçbiri, Jodie’nin hayatındaki duygusal kırılmalar kadar etkileyici değil. Hikâyenin belkemiği, Jodie’nin “kim olduğu”, “neden böyle olduğu” ve “yalnızlıkla nasıl baş ettiği” üzerine kurulu. Her şeyin ötesinde, bu oyun yalnızlığı anlatıyor. Jodie’nin hayattaki dışlanmışlığı, çevresiyle kurduğu kopuk ilişkiler, Aiden sayesinde bile olsa hiç tam anlamıyla bir bağ kuramaması, insanı yer yer boğuyor.

Ellen Page (şimdiki adıyla Elliot Page) tarafından canlandırılan Jodie karakteri, oldukça inandırıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Performans yakalama (motion capture) teknolojisi sayesinde karakterin yüz ifadeleri, mimikleri ve fiziksel davranışları son derece etkileyici aktarılmış. Willem Dafoe’nun da hikâyede önemli bir rolü var ve onun performansı da en az Page kadar güçlü. Bu iki karakterin ilişkisi, oyun boyunca hem güvene hem ihanete dayalı gelgitlerle örülü. İkili arasındaki diyaloglar ve dramatik gerilimler, bir sinema filmini aratmayacak düzeyde yazılmış.

Teknik olarak, PlayStation 3’ün sınırlarını zorlayan bir grafik başarısına sahipti Beyond: Two Souls. Daha sonra çıkan remastered versiyonu sayesinde PlayStation 4’te çok daha pürüzsüz ve net görsellerle oynamak mümkün oldu. Işıklandırmalar, karakter modellemeleri, mimikler ve çevresel tasarımlar bu tip hikâye odaklı bir oyunda oldukça başarılı. Oyun atmosferine ciddi bir katkı sağlıyorlar. Karanlık bir apartman dairesinden, Arap çöllerine; karlı bir tren yolculuğundan, laboratuvarın soğuk ve klostrofobik koridorlarına kadar, her sahne kendine has bir hava taşıyor. Bu çeşitlilik, oyuncunun sıkılmasını engelliyor ama bazı geçişler fazla hızlı olduğu için tam olarak sindirmeye fırsat vermeyebiliyor.

Ses tasarımı ve müzik ise tartışmasız bir şekilde oyunun en güçlü yanlarından biri. Hans Zimmer’in desteklediği müzikler, sahnelerin dramatik etkisini ikiye katlıyor. Özellikle Jodie’nin yalnızlık anlarında duyduğumuz müzikler insanın içine işliyor. Aksiyon sahnelerinde ise ritmi hızlandıran, gerilimi yükselten müzikler kullanılmış. Sadece diyaloglara değil, sessizliğe de yer verilmesi çok kıymetli. Bazı sahnelerde sadece rüzgârın sesi, boş bir evdeki sessizlik ya da Aiden’ın fısıltılarına benzer efektler, atmosferi daha da güçlü kılıyor.

Oynanış tarafında ise Beyond: Two Souls bazı oyuncular için eksik kalabilir. Oyun büyük oranda Quick Time Event (QTE) mantığına dayanıyor. Bir sahnede ne olacağını doğrudan yönlendiremiyorsunuz; yalnızca ekrana gelen komutlara doğru zamanda doğru tepkiyi veriyorsunuz. Bu, bir kesim oyuncu için yeterli olabilirken, daha interaktif, serbest oynanışı sevenler için yetersiz hissedilebilir. Aiden’ı kontrol etmek oldukça keyifli çünkü çevreyle etkileşime geçme biçimi farklılık gösteriyor. Bazen bir objeyi hareket ettiriyor, bazen bir düşmana saldırıyor, bazen birinin zihnine sızıyor. Bu gibi anlar oyuna çeşitlilik katıyor ama yine de bir FPS ya da RPG oyunu kadar kontrol alanı sunmuyor.

Oyunun süresi yaklaşık 10-12 saat arası değişiyor. Bu süre zarfında Jodie’nin hayatına dair birçok önemli olayı deneyimliyoruz. Ancak hikâyenin dallanıp budaklanma yapısı biraz sınırlı. Heavy Rain gibi çoklu sonlar barındırsa da, bu sonlara giden yollar çok da dramatik biçimde farklılaşmıyor. Seçimlerinizi yaptığınızda o an bir fark yaratıyor gibi görünse de, çoğu zaman bu seçimlerin etkisi birkaç sahne sonra siliniyor gibi hissettirebiliyor. Bu durum, oyuncunun “benim tercihim bir şey değiştirdi mi?” sorgusunu doğurabiliyor.

Yine de bu eksiklikler, Jodie’nin hikâyesinin duygusal yoğunluğu sayesinde çoğu zaman görmezden gelinebiliyor. Oyunda evsiz kalınan bölüm, askeri görev sırasındaki kimlik arayışı, Aiden’la kurulan duygusal kopuşlar gibi anlar gerçekten etkileyici. Oyunun zaman çizelgesiyle oynama tercihi, hikâyenin bazı yerlerde tekrar izlenmesi ya da yeniden düşünülmesini sağlıyor. Oynarken kronolojik olmayan anlatım yüzünden bazı noktalar anlamını hemen bulmasa da, sona yaklaştıkça her şey yerine oturuyor. Bu da son sahnelere ciddi bir ağırlık ve anlam katıyor.

Oyunun tekrar oynanabilirliği sınırlı ama bazı alternatif sahneleri ve sonları görmek isteyenler için yeterli malzeme sunuluyor. Örneğin farklı seçimlerle farklı sonlara ulaşmak mümkün. Ancak bu farklar, her oyuncu için büyük değişiklik hissi yaratmayabilir. Bazı oyuncular bir kere bitirdikten sonra hikâyeyi sindirip bırakabilir. Fakat duygusal bağ kuranlar için ikinci, belki üçüncü kez oynamak bile anlamlı olabilir.

Summary
Sonuç olarak Beyond: Two Souls, herkesin seveceği bir oyun değil. Ama sevecek olanlar için unutulmaz bir tecrübe. Kimi için fazla pasif, fazla sinematik ve az etkileşimli olabilir. Ama duygusal yoğunluğu, başarılı oyunculuk performansları, çarpıcı atmosferi ve eşsiz anlatım diliyle çok özel bir yerde durduğu kesin. David Cage'in sinema ile oyun arasındaki çizgiyi silikleştirme çabası bu oyunda bir zirveye ulaşıyor diyebiliriz. Bu deneyime açık olanlar için etkileyici, duygusal ve unutulmaz bir yolculuk sunuyor.
Good
  • Ellen Page ve Willem Dafoe’nun etkileyici oyunculukları,
  • Aiden sayesinde oynanışa gelen yaratıcı dokunuş,
  • Yüksek kaliteli yüz animasyonları ve performans yakalama,
  • Müzik ve ses tasarımının atmosfer yaratmadaki başarısı,
  • Dramatik hikâye kurgusu ve duygusal yoğunluk,
  • Alternatif sonlar sayesinde tekrar oynanabilirlik,
Bad
  • Seçimlerin etkisi sınırlı kalabiliyor,
  • Aiden’ın etkileşimleri bazen tekrara düşüyor,
  • Bazı oyuncular için “oyun”dan çok “film” hissi,
  • Yavaş tempolu sahneler sabırsız oyuncuları yorabilir,
8.6
ETKİLİ
GRAFİK - 9
SES/MÜZİK - 10
HİKAYE - 8
ATMOSFER - 9
TEKRAR OYNANABİLİRLİK - 7

Leave a Reply

Lost Password

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.