İlk kez karşına çıktığında seni sadece Latin müzikleri ve kan gövdeyi götüren silahlı çatışmalarıyla değil, aynı zamanda Tarantino havasındaki hikâye sunumuyla da içine çeken bir oyun. Max Payne havasını Meksika usulüyle karıştıran, oyuncuya “Eğlenmeye geldik!” dedirten bu yapım, her ne kadar teknik anlamda bazı eksikleri barındırsa da zamanının ötesinde bir karaktere sahipti.
Oyuna başladığında seni karşılayan ilk şey, sinema filmlerinden fırlamış gibi duran bir açılış sekansı. Total Overdose’un anlatımı, klasik iyi adam-kötü adam çizgisinden çok daha farklı, çünkü burada asıl mesele bir intikam hikâyesi olsa da işlenişi son derece sarkastik, parodiyle harmanlanmış. Ana karakterimiz Ramiro Cruz, tam anlamıyla ‘badass’ bir anti-kahraman. Abisi Tommy’nin yerine geçerek gizli bir operasyonu üstleniyor ve kendini bir anda uyuşturucu kartellerinin ortasında, patlayıcılarla dolu bir kaosun içinde buluyor. Her adımında kan, barut ve saçmalığın sınırlarını zorlayan bir eğlence yer alıyor.
Oynanışa geçtiğimizde ise Total Overdose, asıl parladığı noktayı gösteriyor. Bullet Time mekanikleriyle Matrix havası estiren bu yapım, Max Payne’den aldığı ilhamı Latin çılgınlığıyla karıştırarak bambaşka bir tat sunuyor. Duvarlardan takla atarak ateş etmek, araçlara binip düşmanları ezmek, çılgın ‘Loco Moves’ saldırılarıyla etrafı darmadağın etmek… Oyun seni tek bir an bile sıkmıyor. Her şeyin amacı seni eğlendirmek; realizm ya da stratejik derinlik değil. İşte bu yüzden oyunun mekanikleri, kusurları olsa bile göz ardı ediliyor çünkü eğleniyorsun. Çok eğleniyorsun.
Loco Moves dediğimiz sistem aslında oyunun eğlence dozunu patlatan detay. Mesela bir anda çevreye tacos fırlatarak düşmanları dağıtan bir hareket yapabiliyor ya da Matrix havasında 360 derece dönerken düşmanları yere seriyorsun. Bu tür absürtlükler, oyunun tonuna çok iyi uyum sağlıyor. Ciddiyetin yerini kitsch alıyor. Oyun boyunca “Bu nasıl bir saçmalık yahu?” deyip kahkaha attığın onlarca sahneyle karşılaşıyorsun ama sonra durup düşünüyorsun: “İşte oyun dediğin böyle olmalı, her saniyesinde keyif vermeli.”
Meksika teması ve ortam tasarımları da dikkat çekici. Çorak çöller, tozlu kasabalar, tropik çiftlikler, limanlar… Hepsi dönemin teknik kapasitesiyle sınırları zorlamasa da atmosferi destekleyecek kadar canlı ve detaylı. Ayrıca haritanın açık yapıda olması ve yan görevlerle desteklenmesi sayesinde oyunun temposu hiç düşmüyor. Ana görevlerin dışında, etrafta gizli nesneler bulmak ya da çeşitli araçlarla meydan okumaları tamamlamak gibi mini etkinlikler de mevcut.
Ses ve müzik kısmına geldiğimizde, Latin müziklerinin ritmiyle akıp giden bir aksiyon senfonisi seni bekliyor. Oyundaki müzik seçimleri, hem atmosferi hem de karakterlerin enerjisini çok güzel tamamlıyor. Özellikle çatışma anlarında başlayan müzikler, seni resmen gaza getiriyor. Silah sesleri, patlamalar ve karakter diyalogları ise oldukça yerli yerinde. Ramiro’nun ağzından dökülen esprili cümleler ve takındığı rahat tavırlar, karakteri unutulmaz kılıyor.
Grafik açısından günümüzde elbette çok eskimiş durumda ama 2005 yılına göre değerlendirdiğinde, oldukça yeterli. Renk paleti sıcak tonlarla bezeli ve mekanların detayları yeterince ayırt edilebilir. Karakter animasyonları bazen yetersiz ve sert olsa da bu, oyunun eğlencesini baltalayacak kadar rahatsız etmiyor. Özellikle bazı sahnelerde komiklik bile katıyor.
Hikaye ise klasik bir intikam planının ötesine geçemese de mizahi anlatımı sayesinde asla sıradanlaşmıyor. Karakterler karikatürize edilmiş ama bu, anlatımı güçlendiriyor. Herkes biraz ‘fazla’, herkes biraz ‘abartı’ ama tam da bu yüzden akılda kalıcı. Karteller, FBI ajanları, Latin baronları… Her biri sinema klişelerinden fırlamış gibi ama buna rağmen keyifli bir bütün oluşturuyorlar.
Atmosfer açısından Total Overdose’un çok net bir tonu var: Aşırılık. Gerçeklikten kopmuş ama kendi içinde tutarlı bir dünya sunuyor. Meksika’nın güneş batmayan topraklarında geçen bu hikaye, oyuncuya sinematik bir video klip gibi geliyor. Her görev bir aksiyon sahnesi, her çatışma bir koreografi gibi hissettiriyor.




