MUSHOKU TENSEI: JOBLESS REINCARNATION İNCELEMESİ

Mushoku Tensei: Jobless Reincarnation serisiyle tanışman çok uzun zaman önce, sürekli mangasının karşıma çıkmaya başlamasıyla oldu. Günün birinde “Tamam, indireyim hadi indireyim.” diyerek başladım okumaya. Animenin 7. veya 8. bölümüne denk gelen bir yerdeyse nedenini tam hatırlamamakla birlikte, tahminen İnglizce çevirisi bittiği için bıraktım. Aradan yıllar geldi, geçti ve animesinin çıkacağını duydum. Bu habere pek aldırış etmedim çünkü seriyi okuyalı çok olmuştu ve aklımda pek de bir şey kalmamıştı.

Yakın zamanda bir arkadaşımın bahsetmesi üzerine, ben bu animenin mangasını “Biliyor muyum acaba?” derken oturup izleyeyim dedim. Animeyi açar açmaz tanıdım. Evet, bu o animeydi. Mangasını okurken ortalama bir Isekai’den bir tık iyi şeklinde aklımda kalmış olan bu seri, nedense bu sefer çok daha iyi hissettiriyordu. Nedeni konusunda hala o kadar da emin değilim. Buna rağmen iki tahminim var. İlk tahminim benim o dönemde isekailere doymuş olmamdan ve manganın ısrarla karşıma çıkıyor olmasından dolayı yarım yamalak okuyup geçmem. İkincisiyse animeyi izlerken olayların gerçekleşme süreleri anlamında daha iyi bir his almam. Evet, neyse seriyle olan kişisel geçmişimi anlattığıma göre birazcık daha detaya inebiliriz.

HİKAYEYE GİRİŞ VE ÇİZİMLER

Mushoku Tensei: Jobless Reincarnation animesinin ana karakteri klasik bir otaku ve bir tır kazası sonucu, başka bir dünyada yeniden doğuyor. Baktığınız zaman çok klasik bir girişi var ama animeyi izlerken ben tam olarak böyle düşünemedim. Bunun sebebi vasat bir isekaiye göre daha iyi çizimlerinin ve geçişlerinin olmasıydı. Çizim kısmı şimdilik dursun ama karakterimizin iki dünya arsındaki geçişi gerçekten de güzeldi. Karakterin hastaneye kaldırılması sonrası iki dünya arasında gidip gelmesi, o geçişi oldukça güzel vermiş. Tabii bu durum bir tık detay ama bence izleyiciye “Dur, gitme!” mesajı vermek için yapılmış bir düşünce kesinlikle. Bunun gibi çok güzel yaptıkları bir diğer sahneyse ana karakterimizin ilk defa büyü kullandığı sahneydi. Karakterin büyüyü kullanırken hissettiği şeyi, atmosferik olarak yansıtmaya çalışmışlar. İzlerken beni “Aaaa, demek böyle hissediyor!” şeklinde düşündürmeyi başardı. Sonraki bölümlerde bu ikisi kadar güzel detaylar yakalayamasam da bence bu detayların girişte olması, daha önce de belirttiğim gibi, size “Hayır, isekai türü popüler olduğu için isekai animesi yapmadık. İsekai olması gereken bir senaryomuz vardı ondan dolayı isekai yaptık.” demek için. Animeyi izlerken hiçbir noktasında popüler olduğu için bir takım şeyler yapıp koymuşlar hissi yaşamadığımın, tekrar tekrar altını çiziyorum.

Çizimler konusuna geldiğimizdeyse daha önce de dediğim gibi kendine has bir tarzı var ama müthiş derece farklı bir yapısı da yok. Genelinin iyi olmasıyla birlikte, sizin de izlerken fark edebileceğiniz gibi bütçe için bazı noktalarda kısmışlar. Bu kısma tarafını kendi tarzıyla yaptığından aşırı da göze batmıyor.

ÖVÜNÇLER BİR BAŞKA

Mushoku Tensei: Jobless Reincarnation animesinin güzel olan bir diğer kısmıysa karakterimizin yeniden bir bebek olarak başlaması. Öyle birden tüm dünyayı kurtar, güçlerinle bize yardım et gibi durumlar yerine bayağı bayağı karakterin sıfırdan doğup büyümesini görüyoruz. Evreni ve bu evrendeki işleyişi karakterimizle birlikte tanıyoruz. Bütün bunlar olurken karakterin iç sesini duymamız da seriye,  benim gözümde büyük bir artı daha kazandırıyor. Sizi bilmem ama ben genelde ana karakterin, düşüncelerini doğrudan duyma durumunu seviyorum çünkü bu sayede karakterle daha kolay empati yapıp yaptığı eylemleri anlamlandırabiliyorsunuz. Hem az önce de söylediğim gibi bu sayede her şeyi doğrudan karakterle birlikte öğrenmiş oluyoruz.

Bunun dışında bir isekainin anlamlı olabilmesi için ortada önceki dünyadan bir şeyler olması gerekir. En azından benim felsefem biraz bu yönde ve bu seri bunu da oldukça güzel yapıyor. Ana karakterimizin otaku olmasından gelen bir takım eksikliklerini geliştirmesi, çabalamayı öğrenmesi, pişmanlıkları ve insan ilişkileri hakkında zamanla bir şeyler öğrenmesi; benim için serinin en önemli unsuru oldu. Bunun yanında biraz daha kırk yaşında olmasını kullanıp çözdüğü bir takım durumlar ve klasikleşmiş bir iki olay da yine iyiydi. Serinin bir diğer öveceğim tarafıysa tek tek anlatıp övmenin anlamsız olduğu ama bir araya geldiği zaman dünyayı daha anlamlı kılan gerçek hayat yaşanabilirlikleri. Başka isekai animelerinde işlendiğini görmediğim birkaç olayın bu animede işlendiğini görmek de beni ayrıca mutlu etti. Tabii spoiler olmasın diye bunların içeriğine girmeyeceğim. Bunun yanı sıra bir iki çok klişe denilebilecek olay da yaşanmıyor değil. Seriyi sevmemi sağlayan bir diğer şeyse karakterlerin arasındaki ilişki dinamikleri oldu. Özellikle karakterimizin ustası olan Roxy ve karakterimiz arasındaki ilişki bir şekilde beni mutlu etmeyi başardı.

İZLENMELİ Mİ?

İşin mangadan uyarlama tarafındaysa -her ne kadar mangayı çok fazla hatırlamasam da- aradan bazı yerler kırpılmış ve bir takım olaylar daha zamana yayılmış. Bana kalırsa seri bu şekilde tüketici için daha keyifli ve güzel bir hal almış. Her ne kadar serinin başları daha hoşuma gitmiş olsa da bir bütün olarak bakınca ortada cidden güzel bir seri var. Puan verme işini her ne kadar sevmesem de benim bu seriye vereceğim puan, Myanimelist puanın biraz altı olan, 81/100 olurdu.

Written by
Her şeyin farklı olduğu bir dünya da yaşamak isteyen biri...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Lost Password

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

Send this to a friend