ASSASSIN’S CREED: REVELATIONS [PC]

Ezio üçlemesinin belki de en az sevilen, sayılan oyunu Assassin's Creed: Revelations olmuştur. Halbuki hangi oyun bizlere 16. yüzyılın İstanbul’unu gezme fırsatı tanıyor?

Seriyi ilk oyunun çıkışından bu yana oynamış biri olarak Assassin’s Creed: Revelations’ın seride öne çıkan bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Çıktığı sene biz Türk oyuncular tarafından oldukça beğenilmiş olsa dahi yabancı oyuncuların bir türlü ısınamadığı bir oyun olmuştu. Nitekim yıllar sonra daha kötü ve sorunlu AC oyunları gördüğümüz için bu düşüncelerin çoğu rafa kalkmış ve Assassin’s Creed: Revelations, zamanla sevilmeye başlanan oyunlardan biri olmuştu. Ezio üçlemesinin başladığı Assassin’s Creed: II’de Ubisoft mükemmel bir işe imza atmış ve biz oyuncuların gönlünde taht kurmuştu. Hemen ardından gelen Brotherhood ise bir önceki oyunun mekaniklerini alıp daha iyi yerlere taşımış ancak senaryo bakımından biraz daha düşük kalmıştı. Artık herkes, yeni çıkacak olan Assassin’s Creed: Revelations için merak içindeydi.

OSMANLI SEMALARINDA BİR SUİKASTÇI

Ezio üçlemesinin sona erdiği bu oyunumuzda 1500’lü yıllarda, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden yaklaşık 50 yıl sonra İstanbul (Konstantinapolis) semalarında maceramıza atılıyoruz. Yaşı bir hayli ilerlemiş, saçı sakalı aklara karışmış olan Ezio, Altair’in tabiri caizse ilim ve irfan dolu olan kütüphanesini bulmak için Masyaf’a doğru yol alıyor. Ancak kalenin artık tapınakçılar egemenliğinde olduğunu bilmeyen Ezio kıyasıya bir dövüşten sonra yakalanıyor. Bir şekilde kaçmayı başardıktan sonra Ulu Kütüphanenin Kapısı ile karşılaşan Ezio, kapıyı açmak için 5 tane anahtara ihtiyacı olduğunu öğreniyor. Bu anahtarların Osmanlı egemenliğinde bulunan İstanbul’un farklı yerlerinde olduğunu öğrendikten sonra ise çetin yolculuk başlamış oluyor.

İstanbul’a vardığımızda ise gemide tanıştığımız, kendisini öğrenci olarak tanıtan Süleyman ve güzeller güzeli Sofia ile küçükte olsa bir arkadaşlık bağı kurmaya başlıyoruz. Gemiden iner inmez ise İstanbul’un o dönem ki havası direkt yüzünüze çarpıyor. Zaten hemen yanımıza yaklaşan Türk suikastçı Yusuf Tazim ile karşılaştıktan sonra şehre kanınız iyice ısınmaya başlıyor. Yusuf Tazim, İstanbul’da ki Assassin topluluğunun lideri olarak tanıtıyor kendisini. Arkadaş canlısı kişiliği ve Türk misafirperverliği ile bizi evimizdeymiş gibi hissettiriyor.

Elbette tanışmalarımız bitmiyor. Daha önceki oyunlarda gördüğümüz muhteşem mucit, kodekslerin prensi Leonardo Da Vinci’yi artık göremesek bile bu sefer bize destek olan bir Piri Reis’imiz oluyor. Bizim amacımız sadece kayıp olan 5 anahtarı bulmak olsa bile kendimizi bir şekilde buradaki sorunların içerisinde buluyoruz. Yavuz Sultan Selim ve kardeşi Şehzade Ahmet’i de gördüğümüz hikaye içerisinde yine bildiğiniz gibi tapınakçılar ve suikastçılar arasında gerginliği bitmeyen olaylar silsilesi mevcut. Sürekli aynı işleyişe sahip senaryolara bir yenisi daha ekleniyor yani. Ancak bu sefer gözüme çarpan değişikliklerden biri de anlatış biçimi. Ne için geldik ne oldu, niye gittik şeklinde merak ederek izliyorsunuz.

ÜSKÜDAR’A GİDER İKEN – ASSASSIN’S CREED: REVELATIONS COVER’I

Camiler, çarşılar derken zaten istesem şuan gidip görebileceğim yerleri birde 520 yıl sonra gezebiliyormuş gibi hissettim oyun içinde. Modellemeler ve detayları çok güzel işlenmiş. Galata Kulesi, Ayasofya, Kapalı Çarşı gibi tarihi yerleri görmek ve gezmek insanda bir aidiyet duygusu oluşturuyor. İçinizde “Buralar bizim yahu!” diyorsunuz. Tabii Beyazıt Cami, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı veya Kız Kulesi gibi İstanbul’un bir diğer “Sanat eserleri” de oyun içinde gidebildiğiniz yerler. Bu arada senaryo gereği Kapadokya’ya da uğramamız gerekiyor. İnanmayacaksınız ancak Kapadokya’ya ulaşımı deniz yolu ile sağlıyoruz. Evet gemiyle varıyoruz yani.

Sokaklarda dolaşan insanların Türkçe konuşması -Her zaman olmasa bile- içinizde iyi hisler bırakıyor. İnsanlara çarptığınız zaman “Önüne baksana!” diyen veya yine gezinirken “Bu yaşlı dilenci için bir sikke lütfen” şeklinde etrafta dolanan dilencileri görürseniz şaşırmayın derim. Bunun yanı sıra Anadolu ve Avrupa kıtaları arasında tekneyle karşıdan karşıya geçmek ve İstanbul’un muhteşem siluetini birde denizin üzerinden görmek ruhunuzu dinlendirecek, gözlerinizi şenlendirecek aktivitelerden sadece bir tanesidir. Ayrıca şehirde gezerken arka fonda gelen ezan sesleri resmen oyunun içine çekiyor sizi. Bilmiyorum acaba ben mi fazla kaptırdım kendimi yoksa atmosfer çok mu iyi!

Güzel tasarımlar modellemeler falan dedik ama işleyişe değinemedik bir türlü. Brotherhood mekanikleri ile aynı oynanış mekaniklerine sahip oyun. Birkaç değişiklik dışında tabi. Mesela oyunun hemen başlarında Yusuf Tazim’in bize vermiş olduğu kanca bıçak gibi. Bu kanca bıçak sayesinde daha hızlı ve daha yüksek yerlere erişim sağlayabiliyoruz. Ayrıca Dövüş mekaniklerine de düşmanın üstünden atlama, kendine çekme gibi yenilikler ekliyor. Bunun dışında dövüş animasyonlarına da bazı yenilikler eklenmiş. Birazda grafik iyileştirmeleri dışında çok büyük çapta bir değişiklik gözükmüyor.

AYNI TAS AYNI HAMAM

Belki de oyuncuların sevmediği kısım ise çoğu şeyin üç oyundur aynı şekilde devam etmesi. II ve Brotherhood’da olduğu gibi yine outpost türevi mekanlar mevcut. Buralar tapınakçıların kontrolünde olan ve etraftaki demirci, kumaşçı gibi dükkanların kilitlerini açmanızı sağlayan yerler. Buradaki kumandanı öldürüp, kulenin üstündeki işareti yaktıktan sonra bölge temizlenmiş oluyor. Bu sayede çevredeki dükkanların kilitleri açılıyor ve onları satın alabiliyorsunuz. Demirci dükkanından zırh, kılıç veya kumaşçıdan pelerininiz için bir renk temin edebiliyorsunuz. Dükkanlar gelir sağlayan tek şey diyebilirim. Ne kadar çok dükkan açarsanız o kadar çok bankada paranız birikiyor. E işte dedim ya, önceki 2 oyun ile aynı bunlar. Ubisoft bir işin ucundan tutturdu mu sonuna kadar sömürmeye meyilli.

Birde bomba mevzusu var ki sormayın gitsin. Hayatımda bu kadar boş bir eklenti görmedim ben. Oyunun en başında size bomba kullanımını, yapımını gösteriyorlar. Üstüne birde şöyle bombalar var bak, birde böyle bombalar var diye allandırıp pullandırıp 50 çeşit bomba diziyorlar önünüze. Hepsinin içeriğini değiştirebiliyorsunuz, bomba üretmek için ayrı tezgahlar var. Peki oyunda ne kadar işinize yarıyor bombalar biliyor musunuz? Hiç. Alakanız olmuyor. Belki kıyıdan köşeden 2-3 görevde kullanmanız gerekebiliyor oda sizi zoraki tutmadığı zaman. Bunun dışında zaten geçmişte yapılan 3 Assassin’s Creed oyunu ile aynı düzlemde olan bir oyunda bomba kullanma sisteminin bu kadar yüceltilmesi beni şaşırtıyor. Bana göre yapımcıların oyuna çeşitlilik olsun diye boş yere koydukları bir özellik olmuş.

Brotherhood’da olduğu gibi yine suikastçi eğitmek ve onları başka ülkelere göndererek hem para kazanmak hem de gelişimlerini sağlama sistemi devam ediyor. Ben bu sistemi zaten beğeniyordum ki buraya da oldukça yakışmış. Zalimlerin elinden kurtardığınız çoğu suikastçi Türk isimler ile karşınıza çıkıyor. Cem Hayyam, Ebubekir Kaya veya Leyla Fazıl gibi isimler çokça karşınıza çıkacaktır. Sadece başka ülkelere değil herhangi bir düşmanın üstüne de salabiliyorsunuz suikastçileri. Yani bu kısımda aynı Brotherhood’da olduğu gibi.

BEN VAR TÜRKÇE BİLMEMEK

Elbette yuhalanacak türden sorunlar da mevcut. Örneğin Türk karakterlerin sanki Ezio’nun memleketi İtalya’dan gelme kişiler olması gibi. Ubisoft, seslendirme kısmında biraz dibe vurmuş benim gözümde. Daha öncede belirttiğim gibi kendisini öğrenci olarak tanıtan ama kim olduğunu daha sonralardan öğrendiğimiz Şehzade Süleyman’ın yanımıza gelip “Hoş geldin arkadaşım” deyişini duymanız lazım. Ağlayarak bilgisayarı kapatasım geldi resmen. Bu her seslendirmede aynı. Ezio birazcık Türkçe öğrendikten sonra “Arkadaşım” derken aynı, Yusuf Tazim “Arkadaşım” derken aynı başarısızlık mevcut. Ayrıca belirtmem gerekir ki, yaşlanmış bir Ezio tiplemesine gençliğindeki aynı sesi vermek ne derece doğru bilemiyorum.

Assassin’s Creed: Revelations, senaryo bakımından biraz kopuk olsa bile komplike bir durum olmadığı için anlamanız çok kolay olacaktır. Yani bize gösterilen ara sahneler ve hikaye anlatımı nedense eksik kalmış gibi hissettiriyor. Olayları atlaya atlaya anlatıyorlarmış gibi düşünüyorsunuz. Ancak dediğim gibi çok büyük bir sorun teşkil etmiyor benim açımdan. Nasıl olsa anlatmaya çalıştığı konuyu anlayabiliyorsunuz.

Senaryo demişken şunu da eklemem gerekiyor, Ulu kütüphane için topladığınız her anahtar aynı zamanda Altair’in hikayesinin bitişini görmenizi sağlıyor. Hatırlarsanız ilk oyunda Cennet Elmasının açıldığını görüyorduk ve içinden 28 adet Cennet Elmasının farklı lokasyonlarını gösteren bir harita çıkıyordu. İşte bu topladığımız anahtarlar ilk oyunun bitişinden sonra Altair’in yaşlılığını, nasıl sürgün edildiği gibi bilinmeyenleri bizlere anlatıyor. Fragmanda gördüğümüz Ezio’nun düşmanları ile savaşırken Altair silueti görmesi bu yüzdenmiş demek diyorsunuz içinizden.

Summary
Hem eski dönem İstanbul’unda oynamak hem de ara ara Altair’li Masyaf’a dönmek çok zevkli oluyor. Ama senaryo ve oynanış bakımından bana göre biraz zayıf kalan bir oyun oldu. Ayrıca seslendirmeler de kulak tırmalayan cinsten.
Good
  • Osmanlı döneminde oynamak çok zevkli
  • İstanbul tasarımı ve tarihi yerler muazzam gözüküyor
  • Tarihi karakterleri görmek çok zevkli
  • Oyun içi müzikler aşırı iyi
Bad
  • Senaryo ve oynanış açısından kendini tekrar ediyor
  • Seslendirmelerde sıkıntılar mevcut
  • Serinin diğer oyunlarına göre kısa sürüyor
7.6
Güzel
GRAFİK - 8
SES/MÜZİK - 9
HİKAYE/İÇERİK - 6
OYNANABİLİRLİK - 7
ATMOSFER - 8
Gazeteci, fotoğrafçı, oyun delisi-müzik hayranı biri.

Have your say!

2 0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Lost Password

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

Send this to a friend