ALIEN: ISOLATION İNCELEMESİ [PC]

Korku ve gerilim dolu Alien: Isolation incelemesi ile karşınızdayız. Bakalım oyunun atmosferi övüldüğü kadar iyi mi? İyi okumalar.

Ridley Scott, James Cameron, David Fincher ve Jean-Pierre Jeunet. Alien serisinin 1979, 1986, 1992 ve 1997’de çekilen filmleri gerçekten çok güzeldi; ancak serinin bundan sonraki filmleri ise bana göre kayıp halka. Ben yaş itibariyle zamanında yetişememiş olsam bile hayranlıkla izlediğim 4 Alien filmini saydım size. Yönetmenlerini zaten tartışmıyorum bile. Hepinizin yukarıdaki isimlerin filmlerinden en az birini izlediğine ve hatta beğendiğine eminim. Elbette burada oturup filmler hakkında konuşmayacağım ama Alien serisinin yaratılışı ve alt metinlerini oyuna geçirmeleri konusunda belki bizlere ışık tutar diye düşünüyorum. Filmleri hoş karşılanmışken sizce oyunları neden el üstünde tutulmadı?

Aslına bakarsanız, Alien: Isolation çok ilginç bir yapım. Daha önce bu seriden birçok oyunu oynamış olmama rağmen içlerinde en garip bulduğum ve şahsen beğendiğim tek yapım oldu diyebilirim. Commodore 64, Amiga, Sega Game Gear veya Atari Jaguar gibi 90’lar furyasında popülerleşmiş Alien oyunlarını yine ilk 3 film gibi zamanında görememiş olsam bile bir şekilde oynamışlığım -hepsini değil- var. Belki içlerinden 1994 Capcom yapımı Alien vs Predator’ü ve 2003 yapımı strateji oyunu olan Aliens vs Predator: Extinction’u saatlerce oynamış olabilirim. Ancak son dönemlerde çıkan hiçbir Alien evreni oyunu beni tam anlamıyla tatmin edemedi. Bu sebeple Alien: Isolation bende çok ilginç izlenimler bırakmayı başardı.

Alien: Isolation’dan hemen önce, yine pek beğenilmemiş olan Aliens: Colonial Marines’e bir göz atma fırsatım oldu. Oyunun acayip sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Optimizasyon sorunlarından başlayarak yapay zekanın berbatlığı, çevre dinamiklerinin yetersizliği ve mekaniklerin çok başarısız olması gibi unsurları kolaylıkla masaya dökebilirim. Bundan dolayı Isolation, benim için pek heyecan yaratmayan bir yapım olarak duruyordu.

ANNEMİ BULUN BANA

Ellen Ripley’i tanıdınız mı? Hani girişte bahsettiğim Alien filmlerinde gördüğümüz harika karakter. İşte bu Ellen ablamızın zamanında Amanda adını verdiği bir kızı olmuş; ancak Ellen’ın bundan sonraki akıbetini bilemiyoruz. Tıpkı annesine benzeyen Amanda, çetin ceviz ve inadım inat bir karakter olduğunu bizlere daha ilk saniyeden göstermeye başlıyor. Annesinden uzun zamandır haber alamayan ve her fırsatta izini sürmeye çalışan Amanda, Sevastopol adlı, gittiğinizde bolca küfür edeceğiniz bir uzay gemisinden annesinin yaşadığına dair ufak ipuçları alıyor ve çıkıyor yola. Macera böyle başlıyor ama ne macera!

Sevastopol gemisi yıkılmaya yüz tutmuş ve uzayda savrulan bir çöp yığını haline gelmiş. Tuttuğunuz her şey elinizde kalıyor, 1 gram yüzünüz gülmüyor. Amanda’nın heyecanına ortak olarak girdiğimiz uzay gemisinde başımıza binbir türlü felaket gelmeye başlıyor. Gemi içerisindeki çoğu şey arızalı ve kırık dökük. İnsanlar tedirgin ve etrafta kimsenin göremediği, görenlerin ise kaybolduğu bir yaratık dolanmakta! Yaratık bizlere bir yerden tanıdık geliyor ama haydi bakalım.

Alien serisi oyunları genellikle aksiyonun zirvede olduğu, üstünüze çuvalla uzaylının fırlatıldığı ve kollarınızdan yeşil yeşil sıvıların aktığı yapımlar oluyor. Ancak Isolation, bir farklılık ortaya koymak istemiş tek Alien oyunu. Korku ve gerilim türevindeki oyunlardan pek haz etmiyorum aslında. Özellikle “jumpscare” temelini baz alan ve küfür dağarcığınızı geliştirdiğiniz oyunlar pek benlik değil açıkçası. Isolation ise sizleri sadece ışıklandırması ile gerebilen ama asla koltuğunuzdan zıplatmayan bir havaya sahip. Elbette bunu bir yerlerden duyarak oyunun başına oturdum. Yoksa böyle bir işe kalkışmak pek benim harcım sayılmazdı.

ATMOSFER DUDAK UÇUKLATIYOR

Oyunun verdiği gerilim hissi o kadar yüksek ki, oyuncuyu kendine çekmeyi başarıyor. Örneğin ben, çok gerildiğim ve korkmaya başladığım filmleri yarıda bırakabiliyorum; ancak bu oyunda asla böyle bir düşüncem olmadı. Hep daha ileriyi görmek, “Acaba başıma ne gelecek?” kaygısıyla ilerlemek çok ama çok hoşuma gitti. Bahsettiğim gibi sunduğu atmosfer muazzam: Terk edilmiş uzay istasyonunda kana bulanmış koridorlar, yanıp sönen ışıklar ve elbette yeşil sıvılar!

Öncelikle Xenomorph ile karşılaştığınızda sakin olup sessizce çömelmeniz, ardından en yakın gizlenme yerine doğru ilerlemeniz gerekiyor. Nitekim elinizde silah olsa bile bu yaratığa işleyecek tek bir kurşununuz dahi yok. Adeta bir tank gibi karşınıza çıkıyor ve tüyleriniz diken diken oluyor. Saklanacak bir köşe ararken “Acaba ne zaman gidecek?” sorusuna ise asla yanıt bulamayacaksınız. Isolation’da hayatta kalmak sandığınız kadar kolay değil. Oyun içerisinde karşınıza çıkan gemi mürettebatı, androidler ve Xenomorph/lar bulunuyor. Gemi mürettebatı, ellerinde silah taşıyan ve gördüğü her canlıyı vurmaya yemin etmiş bir grup beyinsizden oluşuyor. Halbuki ben sana yardım getirmiştim belki kardeşim, ne bu şiddet?

Androidler ise yer yer korkutucu, yer yer hantallıkları ile ön plana çıkıyor. İlk zamanlarda her android size dost canlısı gibi gelse bile oyun ilerledikçe işler tersine dönüyor, sistemler bozulmaya başlıyor. Bu nedenle android robotlar, birer ölüm makinesine dönüşüyor. Sizi görmedikleri zaman bir problem yok, sessizce ve usulca aralarından sıvışabiliyorsunuz ancak bir kere görüldüğünüz takdirde asla peşinizi bırakmıyorlar. Sizi takip ederken arkadaşça iletişim kurmaya çalışsalar bile (“Kendinize zarar vereceksiniz, lütfen koşmayın, kaybolduysanız yardımcı olabilirim.” gibi replikler) yanınıza geldiklerinde gözlerinde o kırmızı ölümcül perdeyi görebiliyorsunuz. Kurtulmak pek basit olmasa bile kaçmak ve saklanmak her zaman işinize yarayacaktır. Aynı Xenomorph’ta olduğu gibi.

Xenomorph karşınıza çıktığında ise pek bir şansınız olmuyor. Uzun süre saklanmanız gerekebilir çünkü hareketlerini ezberlemek imkansız. Oyun sonunda karşınıza çıkan ve yaptığı hareketleri ezberleyerek geçtiğiniz bölüm sonu canavarları gibi değil kesinlikle. Çok hızlı, ufacık bir sesi bile duyabiliyor ve oldukça kızgın. Gördüğünüz anda en iyisi bir yere saklanmak ve beklemek olacaktır. Zaten oyun içinde ilerlerken karşınıza çıkacak ve bolca kullanacağınız tarama aleti sayesinde canlı formların ne tarafta ve ne yakınlıkta olduğunu görebiliyorsunuz.

FARKLILIKLAR SİLSİLESİ

Oyun hayatta kalma mekaniklerini ön planda tuttuğu için haldır haldır “Elime silah alayım, önüme gelene sıkayım!” kafasında ilerleyemiyorsunuz. Sessiz olmalı ve sürekli tetikte kalmalısınız. İşte bu yüzden Isolation diğer oyunlardan çok farklı bir konumda duruyor.

Gemide tuttuğunuz her şey elinizde kalıyor. Kapılar sürekli kilitli, elektrikler ise sürekli kesik. Kapıyı açmak için elektrik lazım, elektrik için de jeneratör. Aslında belirli bir süre sonra sadece bunu yapıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Sürekli önünüze kapalı kapılar çıkıyor siz de farklı lokasyonlara girip kapıları açmaya çalışıyorsunuz. Bu söylediklerimi yapıyor olmak, size bir süre sonra bölümü geçiyor hissiyatı verebilir. Bu da oyunun en büyük eksilerinden birisi. İlerleme sağladıkça sizden sürekli kapılar açmanız, düğmelere basmanız gibi basit aktiviteler isteniyor. Bu görevleri yapmaya çalışırken ise karşınıza ya androidler ya da Xenomorph çıkıyor. Bir nevi kısır döngüye girdiğinizi hissetmeye başlıyorsunuz; ancak her görevin kendine has ufak detaylarının olması oldukça güzel. Annemizden kalan ipuçlarının peşindeyken kendimizi birden hayat mücadelesi içerisinde buluyoruz. Tek gayemiz de bu lanet olası gemiden tek parça halinde kurtulabilmek. İşte bu yüzden sürekli kapı açıyor, düğmeye basıyor ve bir yerlere elektrik sağlıyoruz. En azından bana bu şekliyle biraz sıkıcı geldiğini söyleyebilirim.

Tekrar ve tekrar oyunun farklı bir yapıda olduğunu ve harika bir atmosfere sahip olduğunu söylemeyi pek etik bulmuyorum ama gerçekten harika. Tamam tamam, sustum…

BİR DERDİM VAR

Aslında pek bir derdim yok ama her oyunda olan klişe hatalar ve can sıkıcı durumlar burada da mevcut elbette. Öncelikle oyunun yapay zekası bana biraz yetersiz gibi geldi. Xenomorph dışında sizin tarafınızda olan veya olmayan diğer insanlar pek bir yetersiz. Gemide tanıştığınız bazı iyi niyetli insanların hal ve hareketlerini güzelce gözlemledikten sonra söyleyebilirim ki, yapımcılar bunun üstünde pek durmamış. Robotik ilerliyorlar adeta. Ayrıca ara sahnelerde mimik ve ses uyuşmazlığı gözümü tırmalamadı değil. Bu gibi küçük görünebilen detaylar bazen biz oyuncuların gözüne kolayca takılabiliyor. Oyun zevkimi öldürmedi belki ama bazı durumlarda rahatsızlık hissettiğimi kolayca söyleyebilirim.

Oyunun görselliği ise aynı atmosferde gösterdiği başarı kadar iyi. Özellikle ışıklandırma ve minimal detaylar oyunu daha gerilimli bir hale sokmayı başarıyor. Sevastopol gemisinin içerisinde bulunan her oda, her mekan ve her teknolojik alet detaylıca tasarlanmış. Duvarlarda bulunan “Bizi kurtarın”, “Uzaylı herkesi öldürecek!” gibi grafitiler ile karşılaşabiliyorsunuz ve bu durum bence detay seviyesini göz önüne aldığımızda oldukça incelikle işlenmiş. Belki çoğu mekan birbirini andırıyor ama hepsinin kendine has bir duruşu var. Bir odaya veya mekana girdiğiniz zaman asla kafanız karışmıyor, “Ben neredeyim?” demiyorsunuz. Bu da oynanabilirliği %100 arttırıyor bana göre. Ayrıca oyunun kayıt sisteminin bana “Resident Evil” havasını yansıttığını söyleyebilirim. Kayıt etmek için belirli noktalarda bulabileceğiniz “telefonumsu” kayıt istasyonlarına kartınızı soktuktan sonra belirli bir süre bekliyorsunuz; ancak bu esnada size saldıranlar olabilir. Bu yüzden dikkatli olmakta fayda var.

Atmosfere uyumlu olan gerilim müzikleri kimi zaman oyunu arşa çıkartabiliyor. Hiç beklemediğiniz anda gelen ses artışları, tıkırtılı yükselmeler sizi bir hayli titretiyor. “Aha! Bir şeyler olacak şimdi.” dediğiniz anlarda ise kesinlikle başınıza bir şey geliyor. Yalnız oyunda en sevmediğim ve canımı sıkan şey Xenomorph’un beni aniden öldürülmesi; ancak bu ondan kaçarken veya saklanırken gerçekleşmiyor. Bazen bu uzaylı mahlukat tepenizde, havalandırmada veya tavanda geziyor ve siz de onu duyabiliyorsunuz. Normal bir şekilde, yolda ilerlerken aniden havalandırma boşluğundan çıkarak sizi tepeden hop diye yakalayıp öldürüyor. Hiç beklemediğiniz bir anda olduğu için bazen korkuyorsunuz ancak oyunda ilerledikçe bu korku hissi yerini çileye bırakıyor. Önüme bakıp görevimi yapmak yerine, tavanlara bakarak ilerlemek benim canımı epey sıktı diyebilirim.

Yine de bunlar ufak, her oyunda karşımıza çıkan ve benim göz ardı etmek istediğim şeyler. Oyun, vaat ettiği gerilimi ve yalnız kalmışlık hissiyatını dibine kadar enjekte ediyor damarlarınıza. Türü sevenlerin kesinlikle koşarak sarılması gereken bir yapım bana sorarsanız. Şaka bir yana, öve öve bitiremedim sanki yahu…

Alien

ALIEN: ISOLATION STEAM SAYFASI

Summary
Oyun, korku ve gerilim türlerini seven oyuncuların en sevdiği oyunlardan biri olabilecek potansiyele sahip. Alien serisi oyunlarından farklı bir türde olması ve bulunduğu türü çok güzel işlemesi gerçekten harika. Yakın zamanda Epic Games Store'un ücretsiz dağıttığı bu oyunu, kütüphanesinde olan dostlarımın mutlaka oynamasını öneririm.
Good
  • Atmosfer muazzam!
  • Görsellik ve müzikler gerilimi bir üst seviyeye taşıyor
  • Amanda Ripley'in macerası bir hayli heyecan dolu
  • Alien serisine çok yakışır bir yapım
Bad
  • Ara sahnelerdeki eksiklikler can sıkabiliyor
  • "Kapı aç, elektrik sağla." Belirli bir süre sonra oyun tekrara bağlanıyor
8.4
İyi
GRAFİK - 9
SES/MÜZİK - 9
HİKAYE/İÇERİK - 8
OYNANABİLİRLİK - 7
ATMOSFER - 9
Gazeteci, fotoğrafçı, oyun delisi-müzik hayranı biri.

Have your say!

0 0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Lost Password

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

Send this to a friend