THE EVIL WITHIN 2 İNCELEMESİ [PC]

Ben, The Evil Within 2 ile Matrix 2’yi birbirine çok benzetiyorum. İkisi de serinin ilkinin taşıdığı anlamı devam ettireceği yerde çıkış amacından ayrılıp, yerine daha çok aksiyon ve ‘’eğlence’’ katılmış iki farklı ama benzer eser. Yine de Evil Within 2 oyuncular tarafından iyi yorumlar aldı genel olarak. Bu konuda oyunculara çok da kızmıyorum tabii ki ama benim de kendi fikirlerim var.

‘’İlk Evil Within oyunu pek sevilmedi. Haydi bu sebeple, o oyunu The Evil Within yapan her şeyi bir kaşıkla sıyırıp atalım! Açık dünya Evil Within yapalım!’’ Evet. The Evil Within 2 benim için ilk oyunun iyi olmasını sağlayan her şeyi kaşıkla sıyırıp, çöpe attıktan sonra önümüze koydukları bir oyun.

Aslında iki oyunun da kendi içinde iyi olduğu farklı konular var. İlk oyundaki bazı eksiler, ikinci oyunda biraz daha toparlanmış; fakat Evil Within o eksilerden mi ibaretti? Oyuna gerçekten bir açık dünya ya da ‘’beyinsiz’’ düşmanlar lazım mıydı?

Öncelikle şunu söylemeliyim; ilk oyunu oynamadıysanız, bu oyuna başlamanızı ya da bu incelemeyi okumanızı tavsiye etmem. İlk oyunu atlarsanız, ikinci oyunun ana hikayesini rahatlıkla, bir kayıp yaşamadan takip edebilirsiniz; ama bence oyunun en güzel kısımları olan ekstra içerikleri anlayamazsınız. Bu da büyük bir kayıp olur bence. Ayrıca bu incelemeden de büyük keyif kaçırıcı spoilerlar yiyebilirsiniz ilk oyun hakkında.

The Evil Within 2

DEDEKTİF CASTELLANOS

Evil Within 2’de, hikayenin başrolünde Dedektif Castellanos var. Yine kabuslarla başladığımız hikayede, Castellanos’un evinde çıkan yangından kızını kurtarmaya çalıştığını görüyoruz. Beacon Hills Hastanesi’nden sonra akıl sağlığı diplere vurmuş Castellanos’a, ilk oyundaki hikayenin arkasındaki gizli ‘’kahramanlar’’ ulaşıyor. Stem’de sorun çıktığı için Castellanos’dan oraya tekrar girip işleri çözmesini istiyorlar ve bir şekilde kabul ettiriyorlar. Biz de Stem’e bağlanarak oyuna başlıyoruz.

İlk oyunun aksine, bu sefer bir çeşit sanal gerçeklik cihazına bağlı olduğumuzu bildiğimiz için zaten oyunun gizemli havası bozuluyor ve büyüsü büyük oranda kaçıyor. Gördüğümüz şeylerin gerçekliğini sorgulatan ve bozukluğun kafamızda mı, yoksa dışarıda mı olduğunu anlayamadığımız ilk oyundan sonra, ikinci oyunda hiç böyle sorgulamalar yok. Tabii bir sanal gerçeklik cihazına bağlı olmamız sebebiyle, gördüğümüz şeyler etkileyiciliğini de yitiriyor. Çünkü gördüğümüz şey her ne kadar uçuk kaçık da olsa, insanların yazdığı kodlamalar tarafından kuralların belirlendiği bir evrende olduğumuzdan her şey normal gelmeye başlıyor gözümüze. Tıpkı rüyaların hiçbir sınırının olmamasından dolayı ilginçliğini yitirmesi gibi. İlk oyunun sonu üzerine bu oyun hikayenin olağan bir şekilde devam etmesini sağlıyor aslında belki de. Yine de daha iyisi yapılabilir miydi? Muhtemelen.

YAZIL(MA)DIĞI GİBİ, ÖLÜ BİR DÜNYA

Oyunda grafikler, mekan ve bölüm tasarımları gerçekten çok iyi. Bazı kısımlar dışında atmosfer olarak ilk oyundan daha iyi şeyler görüyoruz; ancak tüm bunlar yalnızca estetikte başarı sağlıyor. İlk oyundaki dünyanın hikayede bir anlamı varken, ikinci oyunda yalnızca tema olarak karşımıza çıkıyor.

Oyunun açık dünyası, ana hikayenin ilerlemesinde çok da büyük bir rol oynamıyor. Bu kısımda daha çok yan görevler ve ekstra içerikler var. Aslında kötü de tasarlanmamış bu içerikler. Sıkıcı bir dünyası yok. Gezmesi zevkli, keşfedince ekstra içerik bulabildiğiniz (bazıları gerçekten güzel) bir dünya.

Yine de korku unsurları güçlerini çok kaybetmiş. Karşılaştığımız düşmanlar artık yalnızca, gerçek anlamda beyinsiz zombilerden ibaret. Hikayeleri ise ‘’sistemde bir sorun çıktığından insanlar zombileşmişler’’den öteye geçemiyor. İlk oyunda düşmanların dahi iyi yazılmasından ötürü, bu beyinsiz zombiler benim için ikinci oyunun kötü olma sebeplerinden biri.

HİKAYE VE İŞLENİŞİ

Oyundaki bir başka sıkıntı da hikayenin işlenişinin kötü olması. İlk oyun hikaye anlatımı konusunda da çok güzel bir iş başardığından, bu oyundaki sıkıntılar kendini daha gözle görülebilir hale getiriyor bence.

Hikaye tamamen Castellanos’un dramalarına dönmeden önce, oyunun ilk iki kısmında başka iki villain ile mücadele ediyoruz. Buraya kadar bir sorun yok; fakat bu ilk iki kısmın hem kurgusu hem işlenişi çok kötü. Hatta bu kötülüğü, oyundaki karakterimiz Sebastian bile fark ediyor ve tek bir cümlede özetliyor. (Karakteri sevmemin bir başka nedeni.)

‘’Yine mi tanrı kompleksi olan bir adam? Bugün zaten bir tanesini öldürdüm!’’ Evet. Fazla söze gerek var mı, bilemedim. Kötü yazılmışlığının yanı sıra, bu hikaye bir de kötü işlenince, her şey çok daha berbat oluyor.

Bölüm tasarımlarını düşmanların komplekslerinin ya da ‘’temalarının’’ genel hatlarına boyanmış hali gibi anlatabilirim sanırım. Temelde ilk oyun da bunu yapıyordu fakat olayları çok daha zekice ve detaylı işliyordu. Yalnızca temayı alıp, mesela ‘’cehennem’’, tüm bölümleri o temada dizayn etmiyor, karakterin iç dünyasını detaylarıyla birlikte ayrıntılı bir şekilde dünyaya konduruyordu ve karakterin de gerçek bir hikayesi vardı.

The Evil Within 2

Aslında Evil Within 2 de, karakterlerin hikayelerini dünyaya serpiştirilmiş toplanabilir unsurlarla anlatıyor; ancak oyunun başında karakterleri güzel bir şekilde tanıtmadığı için, o toplanması gerekenleri bulup okuyası gelmiyor insanın. Çok basit, temel şeyleri öğrenip geçtim ben şahsen ve fazlasını da merak etmedim.

Oyunda ilk karşılaştığımız düşman, gerçekten yaratıcı bir şekilde tasarlanmış ve yazılmış gibi gözüküyordu. İlgi çekici bir karakterdi. Enteresan bir tema ve gerçekten güzel bir bölüm dizaynına sahipti onun bulunduğu kısımlar; fakat onu da oyunun odağına koymamışlar, çabucak harcamışlar.

Bu konuda oyunun bölüm dizaynını da bozan bir sıkıntı daha var. Oyunlarda, sırf oynanış süresini uzatmak için konmuş ya da öyle hissettiren bölümler benim oyuna olan şevkimi çok kırıyor. Evil Within 2, maalesef bunu da yapıyor. Hem de çok kötü bir şekilde yapıyor.

Düşmanımıza ulaşmaya çalışırken gözümüzün önünde birden yola engeller fırlaması; yolda yürürken aniden kötü karakterin kötücül ‘’Hahaha!’’ kahkahasını duymamız ve önümüzdeki yolun uzaması vs. çok sinir bozucu bir şekilde gerçekleşiyor. Daha ikna edici bir şekilde yapılabilirdi bu kısımlar. Bu olayla çok fazla karşılaştığımızdan bahsetme ihtiyacı duydum.

BOSS TASARIMLARI VE OYNANIŞ

Sonunda oyunun güzel bir kısmından bahsedebileceğim. İlk oyunun başarısını devam ettirebildikleri tek konu bu sanırım. İlk oyundaki gibi gerçekten korkutucu, travmatik ve insanı geren bosslar var bu oyunda da. Mücadele etmesi keyifli ayrıca. Hatta, ilk oyunu oynayanların zaten travması olan büyük canavarlar, bu oyunda da karşımıza çıkınca her şey daha çılgın ve korkutucu oluyor.

İkinci oyun daha fazla aksiyon, daha casual bir oynanış sunuyor; elbette bu çok da kötü değil. Oynaması eğlenceli olmuş. Daha çok cephane topladığımızdan düşmanları daha az düşünerek öldürebiliyoruz. Kaçmamıza ya da korkmamıza pek lüzum olmuyor. İlk oyundaki bazı puzzle barındıran düşmanlar bu oyunda yok. Direkt “ateş et, öldür” mantığında bosslar dışındaki tüm düşmanlar.

Benim için bu oyunun küçük bir artısı da, oyunda FPS modunun olması. FPS oyunları TPS’lere her zaman tercih eden birisi olarak (özellikle korku oyunlarında), çoğunlukla FPS olarak oynadım oyunu. Bence dünyayı karakterin gözlerinden görmemiz, her zaman dünyayı daha gerçekçi, korku oyunları özelinde ise daha korkunç kılıyor. Arkamızdan duyduğumuz ses üzerine yavaş yavaş arkamızı dönerken hissettiğimiz gerilimi TPS modda tatmak mümkün değil. İyi ki böyle bir mod da eklemişler oyuna.

The Evil Within 2

OYUNUN GÜNAHI

The Evil Within 2, ilk oyundan bağımsız baktığımızda çok da kötü bir oyun değil; hatta gayet keyifli. Çok da beklentiye girmeden, mini açık dünyasında gezip, gizem kovalamak keyifli bir deneyim sunuyor. Ancak hikaye ve bölüm dizaynları oyunu benim gözümde vasat bir oyun seviyesine düşürüyor.

Çünkü Evil Within 2’nin günahı, ilk oyunun bir hayli iyi olması. İlk oyunun anlamını ve ruhunu kaybettiği, güzel olan her şeyinin sıyrılıp atıldığı ve hikayenin çok daha üstün körü şekilde işlenip önümüze sunulduğu hali maalesef bu oyun.

Summary
İlk oyundan bağımsız baktığımızda da çok iyi olmamasına rağmen keyifli bir oyun. Vasat hikayesi ve kötü işleyişinin yanında eğlenceli mini açık dünyası ile iyiyle kötü arasında kalmış bir oyun benim için. Fakat ilk oyunun ışığında değerlendirdiğimizde, The Evil Within 2 bana kalırsa kötü bir deneyim sunuyor .
Good
  • Boss tasarımları
  • Bölüm tasarımları
  • FPS modunun olması
  • Mini açık dünyası ve ekstra içerikler
Bad
  • Kötü ana düşmanlar
  • Korku unsurlarının anlamını yitirmesi
  • Hikaye işleyişi
6.4
Fena Değil
GRAFİK - 8
SES/MÜZİK - 6
HİKAYE/İÇERİK - 5
OYNANABİLİRLİK - 6
ATMOSFER - 7
Written by
Çok oyun oynar, azı hakkında konuşur. Kendisini iki üç kelime ile anlatmayı sevmez.

Have your say!

1 0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Lost Password

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

Send this to a friend